Tuesday, June 26, 2018

Perili Köşk



   Perili Köşk oldukça zengin bir geçmişe sahip İstanbul mimari mirasının önemli eserlerinden birisi. Burası aslında Yusuf Ziya Paşa Köşkü olarak inşa edilmeye 1910`lu yıllarda başlanmış. Ancak 1914 yılında Birinci Dünya Savaşı`nın patlaması ve Osmanlı İmparatorluğu`nun da savaşa girmesi nedeniyle inşaatı yapan ustalar askere alınınca çalışmalar tamamlanamamış. Yarım kalan inşaat nedeniyle tamamlanamayan ve boş kalan ikinci ve üçüncü katlar yüzünden bina çevrede "Perili Köşk" diye anılmaya başlanmış. Daha sonradan yapılan restorasyon çalışmalarıyla köşk tamamlanmış.
   Sahip olduğu lokasyon itibariyle oldukça nefes kesici bir manzaraya sahip. Rumelihisarı’nda yer alan bu köşk İstanbul Boğazı’na ve Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’ne bakmakta. Perili Köşk’e gitmeden yaptığım araştırma sonucu müzenin sadece hafta sonu açık olduğunu öğrenmiştim. Sergiyi ziyarete gittiğimde buranın ofis-müze konseptinde olduğunu öğrendim; hafta içi Borusan Holding’in ofisi olarak kullanılırken, hafta sonu ise müze konseptiyle sergilere ev sahipliği yapmakta. Bunu öğrendiğimde çok şaşırdım, Borusan Holding çalışanlarının ne kadar şanslı olduğunu düşündüm. Perili Köşkü benim ziyaret ettiğim gün Küratörlüğünü Dr. Necmi Sönmez’in yaptığı Alacakaranlık Sergisi ile Japon-Amerikalı Sanatçı Mika Tajima’nın Esir adlı sergisi vardı.
   Tajima’nın Esir Sergisi algı, karar ve duygularımızı şekillendiren gücü ve bunun altyapısını baz alıyordu. Sosyalleşme ve topluluklar arasındaki bireysel yalnızlaşma gibi günümüz problemlerini çok güzel bir şekilde işlemişti; buna bağlı olarak ‘’Sanat, sanat için midir yoksa toplum için mi?’’ sorusunu düşündürdü bana. Alacakaranlık Sergisi’nde ise çevre kirliliği, tükenen doğal kaynaklar, küresel ısınmanın getirdiği iklim değişiklikleri, enerji konuları; yer yer karartılan odalarda iç ve dış dünyadan uzaklaşarak gerçek mi? kurgu mu? diye düşündüren dijital teknolojilerle, bazen de eserlerde yer alan imgeler ve renklerle beraber doğa fenomenlerine yapılan göndermelerle işlenmişti. Borusan Contemporary bünyesinde yapılan modern sanat sergilerinin bu kalitesine aşina olduğum için yine oldukça memnun kaldım. Müzeye gittiğim gün yağışlı bir hava olmasından dolayı Perili Köşkte melankolik bir ambiyans hâkim olsa da manzarasının güzelliği her şeyi gözümde güzel kıldı. Köşkün en üst katı ve üst katlardaki balkonlar yoğun yağış dolayısıyla kapalıydı buraları görme imkânım olmadı ama müzenin kafesi olarak kullanılan teras açıktı. Burada boğaz manzarasıyla dinlenmek oldukça keyifliydi. Kapalı alanlar hariç 8 katı gezebildim daha önce böyle sanatla iç içe ofis-müze konseptinde bir yer daha görmemiştim bu anlamda benim için güzel bir ilk olduğunu söyleyebilirim.

     

No comments:

Post a Comment