Sunday, February 13, 2011

RÖNESANS DÖNEMİ’ NDE İTALYA VE KUZEY AVRUPA’ DA PORTRE SANATININ GELİŞİMİ

Rönesans’ın hümanist düşüncesi, insana yönelmesi ve onu ilgi odağına yerleştirmesi, resimdeki dini konuların yanı sıra farklı bir janrın popüler olmasını sağlıyordu: portre ressamlığı. Ressamlar önce bireyselliğin en önemli işareti olan yüze odaklandılar. Yüzün tüm ayrıntıları büyük bir dikkat ve titizlikle incelendi. Portrelerin erken örneklerinde ressamlar kişilerin yüzlerini yandan resmetmeyi tercih ediyordu. Bu zamanın nesnellik ve doğruluk ideallerine bağlı bir yaklaşımdı. Ressamlar modeli bireysel bir karakter olarak yansıtmak için ellerinden geleni yapıyorlardı ama bu tip profil, kişinin ruhunu tüm psikolojik boyutlarıyla ortaya koyan canlı bir tasvir için hiç de uygun değildi. Bu tarz yapılan portreler antik madalyonlar ve paralarda görülen hükümdar portrelerini anımsatmaktaydı.

   Bu dönemde, giderek güçlenen bankerler ve tüccarlar sınıfının –ki bu sınıf burjuva sınıfı olarak tanımlanır - sanata ilgisi ve talebi sonucu portre sanatı, bu talebe cevap veren resim türlerinden biri olarak gelişimini devam ettirir. Sanatçılar portre sanatını hükümdarlar, papalar, zengin ve soylu ailelerin istekleri doğrultusunda icra etmektedir. Bu kişilerin istekleri doğrultusunda papanın hükümdarların zengin aile bireylerinin portrelerini yapıyorlardı. Bunların yanı sıra işlediği suç neticesinde idam edilen kişilerde, yönetimin isteği doğrultusunda idam edilirken resmediliyordu. Bazı dini konulu resimlerde de mesenin isteği doğrultusunda kendisi resme yerleştirebiliyordu; ancak sıradan insanlara dini konulu resimlerde pek rastlandığını söyleyemeyiz. Rönesans’ ta kişi portreleri yanı sıra,grup portreleri, otoportreler ve mesenlerin dini konulu resimlere yerleştirildiği assistenza türü portreler de bulunmaktadır.


·        Birey Portreleri

   Rönesans resminin önemli merkezlerinden Floransa’ da 1420’ lerde gerçekleştirilen kişi portresi örnekleri, erken Rönesans Dönemi portre sanatının karakteristik özelliklerini yansıtır. Bu portrelerde betimlenen kişiyi gerçeğe uygun bir biçimde yansıtma endişesi söz konusudur. Masaccio’ nun Genç bir aristokratı (1425, National Gallery of Art, Washington) betimlediği yapıtında olduğu gibi figür, genellikle profilden resmedilir. Psikolojik durumun ya da ruh halinin yansıtılmadığı bu örneklerde Gotik resme Bizans Resmi’ nden giren altın yaldız fonun kalktığını ve yerine koyu renkli fonun kullanılmaya başlandığını görürüz.  Antonio del Pollaiuolo’ nun (1432-1498) yapmış olduğu “Genç Bir Kadının Portresi” (1460, Berlin Devlet Müzeleri Tablo Galerisi) de erken dönem yapıtları içinde sayılabilir bir örnektir. Bu portrede de modelin yüzü yandan verilmiş, arkada mavi gökyüzünü andıran bir fon kullanılmıştır.

   Antonio Pisanello (1395-1455), Erken Rönesans Dönemi’ nde portre sanatına ilişkin örnekler veren ressamlardandır. 1433 yılından sonra bir süre Ferrara’ da çalışmış ve Ferrara’ nın yöneticilerinden Este ailesine mensup Ginevra d’ Este’ nin portresi’ ni (1436-38, Louvre Müzesi, Fransa) gerçekleştirmiştir. Bu kişinin Este ailesine mensup olduğu, giysisindeki kulplu vazo motifinden anlaşılmaktadır. Resimde, Erken Rönesans portre sanatının karakteristik özelliklerinden profilden resmetme geleneğinin devam ettiği görülür. Fonda yer alan çiçekler ve kelebekler bir yeniliktir. Aşkı, saygı dolu evliliği ve doğurganlığı sembolize eden bu çiçekler ve kelebekler , Ginevra d’ Este' nin Sigismondo Malatesta ile yaptığı evliliğe gönderme yapmak için resme dahil edilmiştir. Öte yandan fondaki çiçeklerden küpe çiçeğinin (Columbia) keder ve ölümü de sembolize etmesi nedeniyle  bu portrenin Ginevra’ nın trajik biçimde öldürülmesiyle bağlantılı olarak yapıldığı ihtimalini de akla getirmektedir. Bu portreden de anlaşılacağı üzere kişinin sosyal konumu da portrelerdeki giysi, eşya gibi detaylarla verilmektedir.

   Giovanni Bellini’ nin (1430-1516) yapmış olduğu Duka Leonardo Loredan’ ın portresi (1501-1505, National Gallery, Londra) de önemli bir örnektir. Duka’ nın portresi adeta bir büst gibi yapılarak gücü vurgulanmıştır.  Leonardo da Vinci’ nin 1503 civarında yaptığı bilinen Mona Lisa (1503, Louvre Müzesi, Fransa) adlı portre hakkında çok sorular sorulup üzerine çok yorumlarda bulunulmuştur. Resimdeki genç kadının yumuşak tebessümü ve dostane bakan sakin gözleri aslında ruhunu dışavurur. Bu sebeple Mona Lisa dış görünüşe değil, içerden dışarıya kurgulanmış hissi verir. Aynı durum arkadaki engebeli dağ manzarası içinde geçerlidir. Sfumato’ nun yarattığı yumuşaklık ve büyü bu resimde kendini iyice belli eder. Yüz Sfumato’ nun bütün hatları yumuşatan özelliğiyle olağanüstü bir canlılık kazanır. Da Vinci bu portrede kişinin sosyal konumu veya karakterinden öte kadının duygularını ön plana çıkarmaya çalışmış ve başarıyla bu amacını gerçekleştirmiştir. 

   Kuzeyde Erken Rönesans döneminde kişi portrelerine ilişkin örnekler veren ressamlar arasında Jan van Eyck’ da (1390-1441) yer almaktadır. Eyck’ ın 1433 yılında gerçekleştirdiği Kırmızı Türbanlı Adam (1433, National Gallery of Art, Londra) Kuzey' de portre sanatına ilişkin erken tarihli örneklerden biri olarak karşımıza çıkar. Bu portrede Floransa ve Ferrara’ daki örneklerden farklı olarak figür profilden değil de dörtte üç oranında cepheden verilmiştir. Koyu renkli bir fon üzerine resmedilen figürün kırmızı türbanı dikkat çekicidir ve ayrıntılı, titiz bir çalışmanın ürünüdür. Bu ayrıntılı ve titiz çalışma tarzı, Kuzey’ deki resim sanatının karakteristik özelliklerindendir. “Kırmızı Türbanlı Adam” ın sakin mizaçlı görünümü, İtalya’ daki örneklerin aksine Kuzey resminde karakteristik niteliklerin de bir ölçüde yansıtıldığını göstermektedir. Bu portrenin bir otoportre örneği olduğuna dair de düşünceler vardır.

   İtalya’ da ve Kuzey’ de gelişimini sürdüren portre sanatında grup portreleri de önemli bir yer tutar. Piero della Francesca (1415/20-1492) bu türe ilişkin yapıt veren ressamlar arasında yer almıştır. Sanatçının Urbino’ da bulunduğu dönemde yaptığı Urbino Dükü Federigo da Montefeltro  ile eşinin portresi (1465-1472, Uffizi Galerisi, Floransa), 15. yüzyılın sonlarına doğru İtalya’ da gerçekleştirilen portrelerden en çarpıcı olanlarıdır. Francesca’ nın Federigo için çalıştığı döneme tarihlenen (1465–1472) ikili portrede, Federigo ve eşi Battista Sforza erken örneklerini Masaccio ve Pisanello’ da gördüğümüz pozda yani profilden resmedilmişlerdir. Federigo, bir turnuva esnasında hem sağ gözünü hem de burnunun bir bölümünü kaybetmiştir; ancak sanatçı dükü sol tarafından resmederek yüzünün yaralı olan kısmını resme yansıtmamış, gizlemiştir. Francesca’ nın bu tavrı Urbino’ da Alberti (1404-1472) ile tanışması ile bağlantılı olabilir. Çok yönlü bir sanatçı olan Alberti, bir dönem Urbino’ da bulunmuş ve Francesca ile birlikte perspektif, matematik ve resim üzerine konuşmuşlardır . Alberti, Erken Rönesans’ ın en etkileyici, en öğretici eserleri arasında yer alan ve 1435 yılına tarihlenen “De Pictura (Resim Üzerine)” adlı eserinde kişinin gerçeğe uygun biçimde betimlenmesi gerektiğini ancak güzelliğin de önemli olduğu belirtmektedir. [1]O’na göre resimde güzellik gerekli olduğu kadar mutlu edicidir de. Dolayısıyla mükemmel vücutlardan en mükemmel kısımları seçilip resme dahil edilmelidir. Alberti’ nin bu görüşleri Francesca’ yı etkilemiş olmalıdır ki Urbino Dükü en iyi görüneceği pozda resmedilmiştir.  Gerek Federigo, gerekse de eşi Battista’ nın portresinin arka planında Urbino ve çevresini yansıtan gerçek ve düş karışımı birer manzara görünümü yer almaktadır ki İtalyan portre sanatında ilk kez karşımıza çıkan bu durum, Dük’ ün sahip olduğu toprakları gösterme isteğinden kaynaklanır. Uzaklara doğru giderek silikleşen bu manzara ayrıca resme derinlik etkisi kazandırması dolayısıyla da bir yeniliği işaret eder.

  
Urbino Dükü Federigo’ nun Flaman resmine ilgi duyması ve sarayına Flaman resmi ile ilgili birçok yapıt toplaması  sayesinde Francesca, Flaman resmine ait örnekleri görüp inceleme fırsatını bulmuş ve hatta etki altında kalmıştır. Bu etkiyi hem söz konusu manzara görünümlerinde hem de özellikle Düşes’ in kıyafet ve takılarındaki ayrıntılı ve titiz çalışmada görmek mümkündür.  Urbino Dükü ve Düşes’ ine ait portrelerin arka yüzlerinde de betimlemeler vardır. Dük bu bölümde Roma’ da zafer kutlamaları için kullanılan at arabasında zırhları ile birlikte resmedilmiştir. İki tane beyaz atın çektiği arabada bir kardinal; ayrıca meziyeti, iyimserliği, ılımlılık ve ölçülülüğü, dayanıklılık ve metaneti, sabır ve adaleti sembolize eden alegorik  figürler de yer almaktadır. Başucundaki meleğin taçlandırdığı Federigo, alegorik figürler vasıtasıyla işaret edilen meziyetlerle özdeşleştirilir. Arka planda ise gerçek ve düşle karışık manzara yer alır. Bu portrede de görüldüğü üzere portre sanatında büyük bir gelişme yaşanmakta ve sadece kişiyi olduğu gibi betimlemek önemli olmaktan çıkmıştır. Kişinin karakter özellikleri, sosyal konumu, sahip olduğu mal varlığı da resme yansıtılmaya başlamıştır. 

  • Grup Portreleri

Domenico Ghirlandaio’ nun yaşlı bir adamla torunu arasındaki duygu alış verişini yansıttığı Yaşlı Adam ve Torunu (1488, Louvre Müzesi ,Paris) resminde, yaşlı adam önceki örneklerde olduğu gibi profilden değil de dörtte üç oranında verilmiş ve olabildiğince gerçekçi bir üslupta betimlenmiştir. Burnundaki hastalık açıkça görülebilmektedir. Çocuk ise Rönesans ideallerine uygun ve güzel yüzlüdür. Resimde hem gerçekçi anlatım hem de idealizasyon söz konusudur. Rönesans resminin özelliklerinden geometrik kurguya bağlı olarak gerçekleştirilen resim, bir pencere vasıtasıyla dışarıya açılır ve uzaklara doğru kıvrılan patikayla derinlik kazanır.

   Eyck’ ın, gerçekleştirdiği en çarpıcı yapıtlardan biri, hiç şüphesiz ki Flandra’ ya, sözlüsü Jeanne de Chenami ile birlikte ticaret yapmak için gelen İtalyan tüccar Giovanni Arnolfini’ nin portresi’dir (1434, National Gallery, Londra). 1434 yılına tarihlenen bu resim, Eyck’ ın en ünlü portrelerinden biridir. Arnolfini ve sözlüsü Jeanne’ nin betimlendiği bu portre yeni ve devrimci bir yapıttır. Bu resim, bu çiftin yaşamlarının önemli bir anını, birbirlerine evlilik sözü verdikleri anı yansıtmaktadır. Bundan ötürüdür ki genç kadın sağ elini, Arnolfini’ nin sol avucuna koymuştur. Arnolfini de bu birleşmeyi perçinlemek için sağ elini eşinin eli üstüne koymak üzeredir. Duvarda asılı duran ve resmin odak noktasını oluşturan aynadaki yansımaya göre odada Arnolfini ve sözlüsünün dışında iki kişi daha vardır ki bu kişiler duvardaki “Johannes de eyck fuit hic (Eyck da buradaydı) 1434” ibaresinden de anlaşılacağı üzere Eyck ve evliliğin diğer şahitidir. Eyck, aynada mavi giysileri ile yansımaktadır. Dışbükey ayna ayrıca, bahçeyi ve tavan örtüsünü de yansıtması dolayısıyla resmin dışarıya açılan penceresi konumundadır. Bu portre, gerçek evliliğin derin manasını gözler önüne seren birçok sembolik anlamı da içinde barındırmaktadır. Buna göre resmin solunda, sehpa üzerinde duran portakallar masumiyeti sembolize ederler. (Aslında bu meyvelerin portakal mı yoksa elma mı oldukları tartışılan bir konudur. Meyvelerin elma olması halinde Adem ve Havva’nın Cennetten kovulmalarına neden olan yasak meyveyi yemeden önceki “masumiyeti” simgeledikleri de söylenebilir.) Avizede tek başına yanan mum, Tanrının bu evliliği gözettiğinin bir göstergesi olarak yorumlanır. Çiftin önünde duran köpek sadakat ve aşkı, takunya ve terlikler birer evlilik hediyesi olmakla birlikte kutsal bir yere girerken ayakkabıları çıkarma geleneğini ve kırmızı örtüyle örtülü yatak da karı-koca arasındaki mükemmel uyumun en önemli unsuru olan fiziksel aşkı simgelerler.

   Hollanda Romanistleri adlı grubun başlıca temsilcilerinden olan Maerten Van Heemskerck’ in (1498-1574) 1530’ da yapmış olduğu Jan Foppeszoon ve Ailesi (1530, Staatliche Gemaldesammlung, Gemaldegalerie) adlı portresi 16. yüzyıl Hollanda sanatının en önemli portrelerindendir. Erken Hollanda geleneği, İtalyan sanatı ve yaratıcılığın birlikte sunduğu olanakların görsel bir örneğidir. Bu portre de grup portreleri kapsamında bir portredir. Figürlerin dengeli oluşu ve katı olmayışı, Heemskerck’ in Roma’ da karşılaştığı plastik etkileri resmine yansıtmak istemesinden kaynaklanır. Çocuklar yaşlarına uygun bir şekilde dikkatle tanımlanmış olsa da figürler, izleyiciye soğuk ve mesafeli durmuşlardır. Resmin iç dünyası adeta hava almayacak şekilde mühürlenmiştir. Arka planda ince ve düzgün tabakalar halinde uygulanan soluk renkli bulut soyutlamalarıyla, bu izlenim güçlendirilmiştir.

   Almanya’da Hans Holbein’ in (1497/98-1543) 1533’ te yapmış olduğu Elçiler  (1533, National Gallery, Londra) adlı resim, sembolik nesnelerle dolu bir grup portresidir. Bu panonun muhtemelen 1533 Nisanında resmin sağında bulunan resmin Holbein için seçtiği kare format Yüksek Rönesans’ ta çok beğenilmekteydi. Yan yana duran iki figür adeta resmi çerçeveleme işlevi görmekte. Raftaki masanın üstündeki sembolik objeler kurgunun tamamıyla bütünleşmektedir. Geometri ve astroloji dünyasından objelerin tercih edildiği resimde, kopuk mandolin teli ölümü çağrıştırmaktadır (vanitas). Önde deforme edilmiş ve sadece yanlamasına bakıldığında anlaşılan kurukafa da bu çağrışımı desteklemektedir. Açık duran kitapta, Johann Walter’ in 1524’ te Wittenberg’ de yayımlanmış Kutsal Şarkılar’ ı görülmektedir. Bu iki asilzadenin Katolik mezhebi ile Protestanlık arasındaki ara buluculuk görevlerini ima eder.


  • Assistenza Türü Portreler

 Mesenlerin isteği doğrultusunda, dini konulu resimlerin içine kendilerini yerleştirmek istedikleri türe de  assistenza türü portre denmektedir. Masaccio’ nun Kutsal Teslis (1427, Santa Maria Novella, Floransa) adlı resmi bu türe bir örnektir. Resmin kenarında adeta çerçeve kenarında gibi duran iki figür, mesenlerdir. 

Otoportreler

   Otoportre türüne İtalya’ dan  Leonardo Da Vinci’ nin (1452-1519) “Sakallı Yaşlı Erkek Başı” (1510-15, Biblioteca Reale, Torino) adıyla bilinen oto portresini örnek verebiliriz. Almanya’ da otoportre örnekleri vermiş sanatçılardan biri de Albrecht Dürer’ dir. çok sayıda otoportresi bulunmaktadır. 1500 tarihli bir Otoportresi‘ nde (1500, Bavyera Eski Pinakotek Müzesi, Münih) kendisini İsa gibi tasvir ederek sanatçı yaratıcılığına vurgu yapıyor. Bu da Rönesans da portreciliğin gelişim çizgisinin nasıl ilerlediği, birey ve sanatçının rolünün ne denli önem kazandığını vurgulaması açısından önemli bir örnek oluyor.



[1] Leon Battista Alberti İtalyan hümanist, mimar ve Rönesans sanat kuramının başlıca kurucusu. Kişiliği, yapıtları ve engin bilgisiyle Rönesans’ a özgü “evrensel insan” ın tipik örneği sayılır. De Pictura adlı kitabını 1435 yılında yazmıştır.

1 comment:

  1. Elinize zihninize sağlık, güzel bir makaleydi...

    ReplyDelete