Sunday, February 13, 2011

Fausto Zonaro


Fatih Sultan Mehmet Portresi


10 Muharrem



Edirne Kuşatması



İstanbul'un Fethi


Fausto Zonaro, 18 Eylül 1854’te Masi-Padova’da orta halli bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. On yedi yaşında, Masi’den on iki kilometre uzaklıktaki Lendinara’da grafik ve resim öğretilen bir sanat mektebine yazıldı.
Başarısı dolayısıyla, birçok değerli ressam yetiştirmiş olan Cignaroli Akademisi’ne (Accademia Cignaroli) alındı. Burada, yıllar sonra her biri bir ünlü olacak Dall’Oca, Bianca, Alessandro Milesi, Giacomo Favretto, Veneziani gibi öğrencilerle beraber öğrenim gördü.
1878’de, Venedik’ten Napoli’ye gitti. Bu yıllarda, Napoli şehir hayatında yer alan etkinlikleri halka duyurmakla görevli “Banditore” ya da “Pazzariello” adı verilen belde görevlilerinden birini resimlediği ilk başyapıtlarından biri olan Il Banditore’yi tamamladı. 1888’de empresyonizmin parlak döneminde Paris’e giderek Fransız empresyonist ressamlarını tanıma fırsatı buldu. Ancak Paris’te uzun süre duramayarak yine Venedik’e döndü. Orada bir yandan resim dersleri verdi, bir yandan tablolarını sattı. Öğrencilerinden Elisa (Elisabetta) Panteile arkadaşlığı bu yıllarda ortak bir düşe, beraber daha güzel bir hayat ve sanat çevresi arayışına dönüşecekti.
Edmondo de Amicis’in Costantinopoli ve Théophile Gautier’nin Constantinople adlı kitaplarını okuduktan sonra Fausto Zonaro ve Elisa için, İstanbul’a gidip, orada yaşamak ve sanat hayatlarını orada sürdürme isteği somut adımlar atmalarına neden oldu. Girişken bir genç kız olan Elisa, Zonaro’dan önce, Doğu’yu tanımak ve kendilerine daha güvenli bir çevre hazırlamak üzere İstanbul’a geldi. Zonaro da iki ay kadar sonra 5 Kasım 1891 günü Napoli’den yola çıktı.
Elisa bir yandan İtalyanca ve resim dersleri veriyor, bir yandan da Zonaro’ya her bakımdan destek oluyordu. 1892’de, İstanbul’da St. Esprit Kilisesi’nde evlenmeleriyle sonuçlanan ilişkilerinin temelinde de paylaşım ve sanat aşkı vardı. Evlendikten sonra Taksim yakınlarında, Ayaspaşa Mezarlığı dolaylarında yerleştikleri ahşap evde, 1893’te, ilk çocukları Faustone dünyaya geldi. Daha sonra yine İstanbul’da Maria, Faustino, Jolanda ve Mafalda ile beraber beş çocukları oldu. Bunlardan, bebek yaşta ölen Maria, İstanbul’da toprağa verildi.
Zonaro, 1891-1894 yıllarında, çoğunlukla açık havada, kendi hazırladığı ahşap panoların üstüne resim yaptı. Tuvale göre daha sağlam olan ve 40-45 cm ölçülerine varan bu panoların taşınması da korunması da kolaydı. İstanbul’daki ilk yıllarında, biraz da maddi sıkıntı ve çaresizlikle, Valide Sultan Camii Meydanı ve çevresinde yağlıboya pano ve suluboya çalışmaları yapan Zonaro, eserlerini Zellich Kitabevi’nde sergiliyor; onları çoğunlukla Avrupalı gezginlere “İstanbul Hatırası” olarak ucuz fiyata satıyordu.
1896 yılında, bir cuma günü Galata Köprüsü’nden geçen Ertuğrul Süvari Alayı ile karşılaştığında köprü üzerindeki manzaraya ve beyaz atlara hayran kaldı. Süvariler kendisine yakınlaştıkça portre çalışmaları yaptı ve atölyesinde bu konuları yağlıboyaya geçirdi. Rusya Büyükelçisi De Nelidov, tablo tamamlandığında, saray ressamı Luigi Acquarone’nin ölümüyle boşalan Saray Ressamlığı görevi için bunun iyi bir fırsat olacağını söyleyerek eseri Sultan II. Abdülhamid’e sunmasını önerdi. Dostu Münir Bey, bir cuma Selamlık merasiminden sonra, Yıldız Sarayı’nda, tabloyu Sultan II. Abdülhamid’e gösterdiğinde, çalışmayı çok beğenen padişah, Zonaro’yu Mecidi Nişanı’yla ödüllendirerek Ressam-ı Hazret-i Şehriyârî (Saray Ressamı) olarak görevlendirdi.
Fausto Zonaro, Saray Ressamı olduktan sonra, Yıldız Sarayı bahçesinde çalışmalarını izleyen ve daha sonra İtalya ve İstanbul konulu birkaç tablosunu satacağı şehzade Burhaneddin Efendi ile yakın dostluk kurdu. Bir gün, Yıldız Sarayı bahçesindeki peyzaj çalışmaları sırasında, SultanII. Abdülhamid, Zonaro’dan, kızı Refia Sultan’ın portresini yapmasını istedi. Ressama Harem bölümüne girme izni verildi ve portreyi böylece tamamladı.
Sultan II. Abdülhamid,resme olduğu kadar seramik sanatına da ilgi gösteriyordu. Yıldız Sarayı bahçesinde kurdurduğu porselen fabrikasında sarayda kullanmak ve konuklarına armağan etmek amacıyla üretimi destekliyordu. Fausto Zonaro da, kısa bir süre, bu fabrikaya porselen tabak desenleri yaparak katkıda bulundu.
1897’de Sultan II. Abdülhamid,Zonaro’dan Türk-Yunan Savaşı’nı konu alan bir tablo istedi.Tabloyu çok beğenen Padişah, dördüncü derece Osmanlı Nişanı ile beraber, sanatçının bir isteği üzerine, Akaretler’deki özel mülkü, 50 numaralı evin anahtarını, Başmabeyinci Faik Bey’le ressama göndertti.
1900 yılının Temmuz ayında İtalya Veliahtı Prens Vittorio Emanuele ve Prenses Elena, Elena adlı özel yatlarıyla İstanbul’a resmî olmayan bir ziyarette bulundular ve Yıldız Sarayı’nda Sultan II. Abdülhamid kendilerine İtalyan ressamın eserlerini gururla gösterince, Zonaro’yu evinde ziyaret ettiler. 15 Temmuz 1900’de İstanbul’dan ayrılışlarından on dört gün sonra, Kral I. Umberto’nun ölümü üzerine, oğlu III. Vittorio Emanuele tahta çıktı.
Birkaç ay sonra, Sultan II. Abdülhamid’in tahta çıkışının yirmi beşinci yılı kutlamaları yapıldı ve törene pek çok yabancı konuk katıldı. Saray galerisinde bulunan resimleri gösterirken, Fransa Parlamento Başkanı Paul Deschanel, Ertuğrul Süvari Alayı tablosuna hayran kalınca, Padişah tabloyu kendisine armağan etti ve bir süre sonra Zonaro’ya saray için aynı kompozisyonlu bir başka tablo siparişi verdi.
Sanayi-i Nefise Mektebi’nden üç öğrencinin katılımıyla Pera (Beyoğlu) Parmakkapı’da bir resim mektebi açan ressamın derslerinin ünü bütün şehre yayıldı, gün geçtikçe öğrenci sayısı artmaya başladı. Öğrencileri arasında, Celâl Esat (Arseven), o yılların önde gelen Türk ailelerinden Dr. Rasim Paşa’nın kızı Mihri Hanım ve Enver Bey’in kızı Celile Hanım’ın adları da yer almaktadır.
1901-1902 Pera “Salon”larına katılan Zonaro, 1903’teki sergiye eserlerin düzeyini beğenmediği için katılmadı. Malûmat dergisi, 1903 Sergisi üzerine bir yazıda, olayla ilgili olarak, “Olağanüstü eserlerinin, yeni sanatçıların eserleriyle beraber bulunmasını istemeyenler, bazılarının dediği gibi sergiden çok resim pazarına dönüşen bu etkinliğin sanatçının değerini artırmayarak tam tersine azaltacağı düşüncesi ile sergiye katılmaktan çekindiler” demektedir.
Bu yıllarda Zonaro’nun Akaretler’deki evini, her sınıftan insan, yabancı konuklar, değişik dinlerin ve mezheplerin ileri gelenleri –çalışmalarını görmek ya da kendisiyle görüşmek amacıyla- ziyaret ediyordu. Enver Bey (Paşa), Winston Churchill, Şehzade Abdülmecid Efendi (Halife), Vatikan temsilcisi Monsenyör Bonetti, sanat yazarı Adolphe Thalasso, ünlü astronom Camille Flammarion, Reşit Saffet (Atabinen), Osman Hamdi Bey ve Alman devlet adamı, Marshall von Bieberstein, Zonaro’nun ünlü ziyaretçileri arasında yer almaktaydı.
1905’te Sultan II. Abdülhamid, Hikmet Paşa aracılığıyla, Zonaro’dan tarihî konularda resimler yapmasını istedi. Hikmet Paşa da bu çalışmalar için kendisine Askerî Müze’den bazı gravürler sağladı. Zonaro, onlara dayanarak Sultan II. Mehmed’in İstanbul kuşatmasının bir tablosunu yaptı.
Aynı yıl, Sultan II. Abdülhamid;Zonaro, Mahmud Şevket Paşa, Hüseyin Zekâi Paşa, Hoca Ali Rıza, Sami Bey, Kâtip Hüsnü [Tengüz] ve Ahmed Ziya [Akbulut] beyleri, Eski Silahlar Müzesi’nin kurulmasında görevlendirdi.
Adolphe Thalasso’nun yazdığı ve 1908’de Paris’de J. Dumoulin tarafından, 300 adet olarak çok özel bir baskıyla neşredilen Déri Sé’adet ou Stamboul, Porte du Bonheur adlı kitaptaki resimler de Zonaro’nundur. İstanbul’daki günlük hayat üzerine 49 renkli gravürün yer aldığı ve ayrıca ilk 12 nüshasına sanatçının birer adet orijinal suluboya çalışmasının da eklendiği eser, nüshaları numaralanarak satışa sunuldu.
Fausto Zonaro, Beşiktaş Belediye Başkanı Şevket Cenani Bey’in desteğiyle 30 Kasım 1908’de açtığı son sergide evindeki tablolarını sergiledi. Ücretli olan serginin giriş gelirleri, Hamidiye Mektebi’ne bağışlandı. İtalyan kolonisinin ileri gelenlerinden hemen herkesin hazır bulunduğu serginin açılışına Hamdi Bey ile İttihat ve Terakki üyesi olarak ve komite adına Zonaro’ya resmî bir mektup getiren Hafid Bey ve çok sayıda devlet adamı katıldı.
Uzun yıllar Sultan II. Abdülhamid’in portresini yapmak isteyen Zonaro, II. Meşrutiyet’in ilan edildiği günlerde, Padişahı razı ederek üç ayrı pozda portresini yaptı. Sultan II. Abdülhamid’in bir daha dönmemek üzere Yıldız Sarayı’ndan ayrılışından kısa bir süre sonra, Zonaro, Enver Bey’in (Paşa) ve Hareket Ordusu Başkumandanı Mahmud Şevket Paşa’nın portrelerini de yapma fırsatını buldu.
Zonaro’nun, bir yangında yandığı bilinen Hürriyet ve kaybolan Tulumbacılar adlı kompozisyonlarından sonra, en büyük boyda eseri 10 Muharrem adlı tablosunu da Sultan II. Abdülhamid, Şii imam Razık Han’a armağan etmek amacıyla ısmarlamıştı. Tablonun süslemelerle bezenmiş çerçevesi de Yıldız Sarayı’ndaki Marangozhane-i Hümayun’da yapılmıştı. Sultan II. Abdülhamid, tahttan indirildiğinde tablo yerine ulaştırılamayınca, ressam, eserini, yakın dostu Enver Bey aracılığıyla İttihat ve Terakki Komitesi’ne satmak istedi. Fakat ödenek bulunamadığından tablo satın alınmadı.
Yeni yönetim, Sultan II. Abdülhamid’in ilgi gösterdiği ve sahip çıktığı iyi kötü her şeyi yok etme düşüncesinde olduğundan, kendisinin Saray Ressamlığı görevine son verildi; oturduğu evin kirasını, Padişah’ın tahttan indirilişinden sonra birikmiş altı aylık kirayla beraber ödemesi istendi. Zonaro, artık İtalya’ya dönmesi gerektiğine karar verdi, bu kararını yetkililere bildirince kendisinden ayrılışına kadar kira alınmasından vazgeçildi. 20 Mart 1910 günü Sirkeci Garı’ndan Simplon-Orient Ekspresi’yle, ailesiyle beraber, ülkesine doğru yola çıktı.
Fausto Zonaro hayatın ve ışığın ressamıydı. Kimsenin taklitçisi veya izleyicisi olmadı. Herkes onu oryantalist olarak tanıdı, ama o, bu unvan peşinde değildi. Meslek hayatı boyunca fotoğrafçılık yapan eşi Elisa’nın büyük desteğini gördü ve önemli kompozisyonlarının bir kısmını, atölyesinde, eşinin İstanbul’da günlük hayattan çektiği fotoğraflar sayesinde geliştirdi. Yalnızca İtalya ve Fransa sahillerine duyduğu tutkuya benzer bir tutkuyla, İstanbul’un gizemli hayatı içinde en güzel eserlerini yarattı. Günü geldiğinde de “gitme zamanı” diyerek 18 Temmuz 1929’da son yolculuğuna çıktı.
Anlaşılıyor ki, İstanbul limanına ilk girişin yönlendirici etkisiyle o anda içine doğan, Edmondo de Amicis, Théophile Gautier ve Pierre Loti’nin kaleme alarak yaptıklarını resimle yapma düşüncesi, Zonaro’nun Türkiye’de geliştirdiği yapıtların “esas düşüncesi”ni oluşturmaktaydı. Bu da, Batı’da daha çok “oryantalist” bir çizgide görülmek istenmiş olsa da onun eserini İstanbullu ve Türk-Osmanlı bir zemine yerleştirmekte, Padovalı ressamı, bugün artık kaybolmuş Osmanlı İstanbul’unun büyük ressamı yapmakta; etkileriyle de onu Türk resim tarihinin öncü adları arasında başta bir yere yazmaktadır. Bugün iki Zonaro tarzı ile karşı karşıya bulunduğumuzu söylemeliyiz: İtalyan ressam ve Osmanlı ressam Zonaro’nun resimleri.
İstanbul’da bütün kordiplomatiğin ve Batılı seçkin sınıfın ilgisini çekmeyi başarmış, gerektiğinde, eseri kendisiyle ve ülke hayatıyla ilgili konularda yönetime karşı bir silah olarak da kullanılabilecek yetenekli ressamı Türkiye safına çekense, hatıralardan anlaşıldığına göre Rusya Büyükelçisi De Nelidov’un etkisiyle, kendisi de resme ilgi duyan bir sanat hamisi ve her türlü sanat etkinliğine hoşgörüyle yaklaşan bir padişah olarak tanınmak isteyen ve duygulu, ince ruhlu bir insan olan Sultan II. Abdülhamid’di. İttihat ve Terakki Komitesi ise, Zonaro’yu İtalya’ya geri gönderme yanlışını yaptı.
Zonaro’nun hatıralarında, yaşadığı günlerin iyi bir gözlemcisiyle karşı karşıya bulunduğumuzu da burada hemen söyleyelim: Sultan II. Abdülhamid, çevresi ve haremin son dönemleri, İstanbul’daki Avrupalı hayat çevreleri ve üst sosyetenin hayat tarzı, Yıldız Koruluğu’nun güzellikleri, Porselen Fabrikası, Yıldız atölyeleri, İttihat ve Terakki Komitesi ve 31 Mart Olayı Abdülhamid’in Selanik’e sürgün edildiği gece gördükleri ve kaybolan İstanbul’dan göz kamaştırıcı görünümler gibi.
Yedinci bölümde, 1310 (1894) İstanbul depremiyle ilgili tanıklıklarının, yine bir ressam olan Tevfik Fikret’in ünlü “Zelzele” şiirinde “Yer, birden için için ve uzun bir çırpınış ile kırdı, yıktı... Keder ve korku yüzleri soldurdu... Evler, aileler, hepsi, birer döküntü. Kalanlarsa ezik, hurda... Minareler bile yerle bir olmuşlar” diyerek anlattıklarıyla tam örtüşüyor olmasını da burada anmak gerek...
Fausto Zonaro, bu hatıralarla sanat yolunu seçenlere, dünyaya sevgiyle bakmayı ve sanatta yaratıcılığı öğretiyor; üst düzey bir sanat ve resim dersi veriyor. Her şeyi en kolayından almaya alıştığımız hayatımızda, resmin ve sanatın çok ciddi, sabırlı bir çalışma ve araştırma işi olduğunu bir kez daha hatırlatıyor.
İtalya’ya döndükten on dört yıl sonra, 1924’te, İstanbul hatıralarını Avrupalı okurları ve dostları için kaleme alan sanatçı, tarafsız ve dürüst gözlemleriyle zaman zaman eleştirilerde bulunmuş, ama bu şehre ve insanlarına beslediği sevgiyi vurgulamaktan hiçbir zaman geri kalmamıştır.
Seksen dört yıl sonra hatıraların dünyada ilk kez ve ilk defa Türkçe olarak yayımlanması bizler için sevindirici olduğu kadar, Türkiye’nin Zonaro’ya ve 19. yüzyıl İtalyan plastik sanatına verdiği önemi göstermektedir. İtalya'ya dönmesinden 10 yıl sonra, 1920'de eşinden ayrıldı ve kızıyla yaşamaya başladı.1929 yılında, 75 yaşında San Remo'da vefat etti. 

KAYNAKÇA: Hayatın ve Işığın Ressamı:Fausto Zonaro – Fausto Zonaro -Yapı kredi yayınları

No comments:

Post a Comment